Gaziler, ortaçağ İslam tarihinde halen ne oldukları tam anlaşılamamış loncavari erkek teşekkülleri olgusunun bir tezahürü gibi görünüyor. Tıpkı kelime itibariyle serseriler manasına gelen ayyarun gibi (ki bazı ortaçağ Müslüman müellifince gaziyan/gaziler kelimesiyle eşanlamlı kullanıldığı oluyordu) gaziler de, müesses devletler zaviyesinden bakıldığında muhtemel baş belalarını temsil ediyordu ve devletler, bu toplumsal gücün sahip olduğu enerjiyi mevcut düzen dışındaki hedeflere yönlendirmekte ancak kısmen başarılı oluyordu. Gaziyan, uç bölgelerinde faal olan bu tür teşekküllerin kurumsal adı gibiydi (gerçi bu teşekkülün iç uyumunun ya da teşkilatlanma derecesinin ne olduğu tam olarak bilinmiyor), zira onlar darü’l-harb’e (kafir topraklarına) tertipledikleri akınları (gazv) ancak uç bölgelerinde gerçekleştirebiliyorlardı. Merkezi otoritelerin anlayışında bu uygulama, istenmeyen unsurları yerleşik hayatın doğal akışından uzak tutmanın bir yoluydu. Fakat zamanın din temelli dünya görüşü içerisinde bu akıncıların kendilerini dini bir dava için savaşan gaziler olarak görüp takdim etmeleri son derece doğaldır. Bu sebeple gaziler, gerek Barthold gerekse kendisinin yazdığı esere dayanan birçok müsteşrik nazarında, illa da din adına savaşma saiki etrafında toplanmış bir grubu değil, kendilerine askeri faaliyetleri üzerinden uç bölgelerinde bir niş ve meşruiyet yaratmaya çalışan ve toplumsal statü itibariyle yükselmek için de bir fırsat arayan, hareketleri daha ulvi bir dava çerçevesi içinde tasdik edilip anlamlı kılınacak toplumsal olarak dağınık bir unsuru teşkil eder.
Gazilik
Sayfa: 113