Esasında “Şamanizm” sözcüğünün bu şekilde kullanılmasında ciddi bir sorun var. Evvela Lindner, İslam öncesi Türk inançlarından “geriye kaldığı” düşünülen her şeyi Şamanizm kategorisi altında toplayarak Köprülü ile daha önceki başka Türkologların yolunu takip eder. Fakat mukayeseli dinler tarihi çalışmalarının günümüzde Şamanizme çok daha özenli yaklaştığını ve özellikle de Lindner’in, konargöçerleri ele alma hususunda yerleşiklerin eğilimlerini göz ardı ettiğini düşündüğümüzde, ilk dönem Osmanlılarının sahip oldukları Sünni ortodoksiden uzak inançları ve teamülleri ciddiye almak daha uygun olabilir.
Bütün bunların dışında Wittek’i tenkit edenlerin öne sürdüğü iddialarda bariz bir tezat da bulunuyor. Eğer sonraki dönemlerde tarih yazan müellifler, Sünni bir bakış açısından hareketle devletin pagan kurucularının kusurlarını gizlemeye çalışan ideologlar olarak tanımlanacaksa, bu müelliflerin eserlerinde bu “gayri İslami” efsanelere yer vermesini nasıl açıklayacağız? Bu müelliflerden belki de en çok bilineni olan Aşıkpaşazade (takriben 1400-90) mesela, yalnızca böylesi vakaları kaydetmekle kalmaz, aynı zamanda onların sahiden gerçek olduğuna şahsen kefil olduğunu da söyler. Eğer ilk Osmanlıların yaptıkları, “pagan” özelliklerinden dolayı Aşıkpaşazade’nin İslam anlayışına zıt olsaydı, onları gizlemeyi ya da onlardan yalnızca anane olarak bahsetmeyi seçmez miydi? Aşıkpaşazade bilakis bu efsanelere şahsen inandığının altını çizer Peki o zaman bu durumda Aşıkpaşazade de mi şamanist oluyor, eserini kaleme aldığı on beşinci yüzyıl sonu İstanbul’unda?