İbn Haldun’un veciz bir biçimde ortaya koyduğu, savaşçı aşiretlere liderlik eden emirlerin devlet kurucusuna dönüşmesi vaziyetiyle, yani, başarı kazanan siyasi girişimin önderleri, idari düzenekleri ve şaşaalı imparator siyasasını benimsedikçe savaşçı topluluğun mensupları arasındaki dayanışmanın zayıflaması sorunuyla karşı karşıya kaldı. Başka bir deyişle Al-i Osman, zuhur etmekte olan bir idari denetim ağının başındaki bir hanedana dönüştükçe, gazi kumandanlardan oluşan ve nispeten eşitlikçi olan topluluk, merkezdeki iktidar ile ona tabi beyler arasındaki hiyerarşik mesafenin giderek artmasına yol açıyordu. Bu madun beylerin bazıları da yeni rollerinden memnun değildi.
Yine de Osmanlılar, yalnızca 1377 civarında Gelibolu’yu yeniden ele geçirdikten sonra kendilerine meydan okuyan kesimleri safdışı ederek değil, Yeniçeri ordusu gibi hanedan ailesinin bir uzantısı olarak işlev görüp suni bir akrabalık vazeden bir müessese ihdas ederek de sorunun üstesinden gelmeye çalıştılar.